Teist – ateist görüşün doğruluğu tartışmalarında son tahlilde gelinen nokta, evrenin
başlangıcındaki “ilk” sorunudur. Bu sorununun çözüm alternatifleri, zorunlu
olarak “ezeliyeti”:
a)
Evrenin kendisine
b)
Maddeye
c) Hem
maddeye hem de bilinçli bir varlığa, yani Tanrı’ya
d)
Sadece Tanrı’ya atfetmeyle sonuçlanır.
Zira
bu seçeneklerden en az birisine geçmişte sonsuzluk özelliğini vermemek, insanı
mantıksal çelişkiye düşürür.
Şimdi işi
basitleştirmek amacıyla, bu sonuçlara nasıl ulaşıldığını, Q ve P şahısları
arasında geçen hayali bir diyalog yöntemiyle vermeye çalışalım.
Diyalog:
Q:
Evrenin bir başlangıcı var mıdır, yani evren ortaya çıkmış mıdır?
P: Sanki
bir başlangıcı yokmuş gibi duruyor.
Q: O
halde bu, evrenin bizzat kendisi ezelidir demektir. Eskiden bu görüşe
sahip kimselere rastlamak mümkündü. Ancak günümüzde bunun savunulması durumda,
aksini iddia eden Big Bang Kuramı, Fiziğin Termodinamik Yasası ve Entropi
Kanunu gibi pek çok modern bilimsel teorinin hatalı olduğunun kanıtlanması
gerekmektedir.
P: Pek
akıllıca bir iş değil sanki. Öyleyse evrenin bir başlangıcı vardır ve evren
ortaya çıkmıştır diyelim.
Q: Peki
ortaya çıkan her şeyin bir sebebi var mıdır?
P: Aksini
görmedim ancak ortaya çıkan her şeyin mutlaka bir sebebinin olması
gerekmeyebilir.
Q:
Ortaya çıkan bir şeyin sebebinin olmaması, o şeyin ezeli olduğu anlamına gelir.
Çünkü neden-sonuç ilişkisinin sonsuza gitmeyip bir yerde kesilmesi, kesilen
noktaya ezeliyet atfedilmesini mantıksal bir zorunluluk haline getirir.
Dolayısıyla “Evren ezeli değildir ve ortaya çıkmıştır, ancak bunun bir sebebi
olması gerekmez” önermesi bir çelişkidir.
P:
Evet, ikna oldum. Mantık bunu gerektirir. Öyleyse ortaya çıkan her şeyin bir
sebebi vardır ve evren de ortaya çıkmıştır.
Q: O
halde evrenin sebebi nedir?
P: Hiçliktir,
neden olmasın ki? Evren bir hiçlikten, yokluktan kendiliğinden meydana
gelmiştir.
Q: Peki
hiçlik nasıl formülize edilir? Hiçlik dediğimiz şey, hiçbir şeye sahip olmadığı
halde bir potansiyeli barındıran bir durum mudur, yoksa hiçbir şeyin hiçbir
potansiyeli barındırmadığı bir durum mudur?
P: Hiçbir
şeye sahip olmadığı halde bir potansiyeli içinde barındıran bir durum olabilir
pekala? Evren de muhtemelen o potansiyelden ortaya çıkmıştır.
Q: Bir
şeyin bir potansiyel taşıması, o şeyin hiçlik olduğu tezine terstir. Çünkü
içinde potansiyel de olsa bir “şey” barındıran bir şeyin kendisinin bir “şey”
olmaması düşünülemez.
P: Bu
da doğru. Öyleyse hiçlik, hiçbir şeyin hiçbir potansiyel barındırmadığı bir
durumdur.
Q: Hiçlikten
ancak hiçlik gelir. Bir potansiyele dahi sahip olamayan mutlak yokluk ancak
yokluk çıkarır, çünkü kendisi varlık ortaya koyacak bir özellik taşımamaktadır.
Daha doğrusu onun hiçbir özelliği yoktur çünkü kendisi var olmayan bir şeyin bir
niteliğinden veya kapasitesinden bahsedebilmek mümkün değildir.
P: Anladım.
Öyleyse evrenin sebebi maddedir ve madde ezelidir.
Q: Peki
maddedeki değişimin ve evrenin bugünkü haline gelmesinin kaynağı nedir?
Değişimi maddenin kendisi mi yapmıştır yoksa madde dışında ona etki eden bir
güç mü vardır?
P: Emin değilim. Belki de maddenin dışında
bulunan ve ona etki eden bir kuvvet değişime neden olmuştur ve olmaktadır.
Q: O
halde bu kuvvet bilinçli bir akıldan, yani Tanrı’dan başka bir şey olamaz ve bu
aklın da maddeyle birlikte ezeli olması zorunlu hale gelir. Dolayısıyla bundan
bilinçli akıl da, madde de ezelidir sonucuna varıyoruz. Maddeye oluşu,
hareketi kazandıran da Tanrı’nın kendisidir. Tarih boyunca Aristoteles, Farabî,
İbni Sîna ve İbni Rüşd gibi filozoflar bunu savunmuşlardır.
P: Peki
maddenin dışında bulunan ve ona etki eden bir kuvvet yoktur dersek. Ya madde
değişimi kendi içinde barındırmaktaysa?
Q: O
halde ezeli olan şey, kendi içerisinde değişim potansiyelini barındıran maddenin
sadece kendisidir. Materyalist felsefenin ana hareket noktası budur.
P: Peki
güncel bir savdan bahsedelim. Evrenin sebebi, “hiçbir şey” olduğu iddia edilen
bir “kuantum vakumu” olabilir mi?
Q:
Kuantum vakumu her türlü olayın potansiyeline sahip, parçacık üreten ve fizik
kanunlarına bağlı bir enerji alanıdır. Felsefi anlamda hiçbir şeyin
potansiyelinin olmadığı mutlak bir hiçlik değildir. Bu enerji çorbasının “Kuantum vakumu” diye
teknik bir ismi bile vardır. Bu durumda karşımıza “kuantum vakumunun sebebi
nedir?” diye bir soru çıkar.
P: Peki
kuantum vakumunun da bir sebebi vardır dersek?
Q: O
halde “evrenin sebebi nedir” sorusu bir üst kademeye taşınmış olur. “Kuantum
vakumunun sebebinin sebebi nedir?” diye bir soru karşımıza çıkar ve bu üst
kademeye taşıma işi sonsuza dek sürer gider. Ta ki bir noktada ezelilik
atfedilmeden bu sorunun cevabı verilemez.
P: Peki
ya kuantum vakumunun bir sebebi yoktur denilirse?
Q: O
halde bu, kuantum vakumu ezelidir demektir. Enerji de maddenin bir türü olduğuna
göre, bunun zorunlu sonucu “madde ezelidir” tezinden farklı bir şey değildir.
P: Doğru.
Peki evrenin sebebi, bilinçli bir aklın onu yoktan var etmesidir, yani
Tanrı’nın kendisidir de diyebiliriz.
Q: Bu,
klasik anlamdaki teizmin tezidir: Tek ezeli olan, Tanrı’nın bizzat kendisidir.
P:
Peki Tanrı’nın sebebi nedir diye bir soru karşımıza çıkamaz mı?
Q:
Tanrı’nın sebebinin ne olduğu sorusu, Tanrı’nın sebebinin sebebinin ne olduğu
sorusuna yol açacağı için sonsuza dek giden bir zincir oluşturur. Dolayısıyla bu
zincirdeki bir noktaya ezelilik atfetmek zorunlu hale gelir. Teizmin bu
ezeliliği atfettiği nokta Tanrı’nın kendisidir zaten. Diğer bir deyişle Tanrı'nın kendisi ezeli olduğu için durak noktasıdır. Bu nedenle böyle bir soru
mantık dışıdır.
P:
Öyleyse son bir soru. Çoklu evrenler teorisini veya sürekli daralıp genişleyen
bir evren olduğu hipotezini doğru kabul edersek, bu durumda meseleyi nereye koymamız
gerekir?
Q:
Çoklu evrenler teorisi, çok sayıda evren yaratan bir mekanizmanın varlığını
gerektirir ve “Bu mekanizmanın sebebi nedir?” sorusuyla mesele sadece bir
kademe yukarı taşınmış olur. Öte yandan evrenin sürekli genişleyip daralması gibi
bir döngü de olayı bir başlangıçtan kurtaramaz. Sonuç olarak bunların tartışma
üzerine bir etkisi olmaz.