Felsefede argüman,
“Birtakım tezleri öncül kabul ederek, bu öncüllerden hareketle mantıksal sonuç
çıkarma faaliyeti” olarak tanımlanabilir. Örneğin:
Öncül 1: Bir insanın suyun
üzerinde yürümesi mümkün değildir.
Öncül 2: Sokrates bir insandır.
Sonuç: Öyleyse Sokrates’in suyun
üzerinde yürümesi mümkün değildir.
Argümanda öncüllerin sayısı
artırılabilir ve ara sonuçlar da kullanılabilir:
Öncül 1: Sadece erkeklerin
sakalı çıkar.
Öncül 2: Sokrates’in sakalı
çıkmıştır.
Ara Sonuç: Öyleyse Sokrates bir
erkektir.
Öncül 3: Her erkek bir
insandır.
Öncül 4: Hiçbir insanın
suyun üzerinde yürümesi mümkün değildir.
Sonuç: Öyleyse Sokrates’in suyun
üzerinde yürümesi mümkün değildir.
Verileri ve sonuçları
zincirleme bir şekilde uzatabilmek mümkündür.
Geçerli bir argüman,
sonucun öncüllerden zorunlu olarak çıktığı argüman türüdür. Öncüller ve sonuç
arasındaki mantıksal ilişkiyi bu geçerlilik kavramı belirler.
Burada dikkat çekilmesi
gereken konu, bir argümanın “geçerli” olmasının, o argümanın öncüllerinin
mutlaka doğru olmasını gerektirmediğidir. Örneğin:
- Örümcekler sekiz
bacaklıdır.
- Sokrates bir örümcektir.
- Öyleyse Sokrates sekiz bacaklıdır.
Bu argümanın sonucu her ne
kadar saçma olsa da argüman geçerlidir. Çünkü argümanın öncülleri, argümanın
sonucunu (Sokrates’in sekiz bacaklı olmasını) zorunlu kılmaktadır. Örümceklerin
tamamının sekiz bacaklı olmadığı ve Sokrates’in bir insan olduğu gibi içeriğe
yönelik itirazlar olabilir. Ancak bu itirazlar, argümanın geçerliliğine bir zarar
vermez.
- Örümcekler iki bacaklı
değildir.
- Sokrates iki bacaklıdır.
- Öyleyse Sokrates bir insandır.
Yukarıdaki argümanın
öncülleri ise, bir öncekinin aksine doğrudur. Ama sonucun, öncüllerle mantıksal
bir bağı yoktur. Çünkü Sokrates pekala iki bacaklı başka bir yaratık da
olabilir. Dolayısıyla bu argüman geçerli değildir ve hiçbir şekilde mantıken
savunulamaz.
Tümdengelim, “sonucun
öncüllerin içerisinde gizli olduğu bir argüman türü” olarak tanımlandırılır. Tümdengelim
argümanları genelden özele doğru ilerler ve yapıları gereği “geçerli argüman”
kategorisindedir.
Örneğin aşağıdaki argümanı
ele alalım ve her iki öncüldeki ortak nokta olan “insan” sözcüğünü öncüllerden
eleyerek bir sadeleştirme yapalım:
- Tüm insanlar ölümlüdür.
- Sokrates bir
insandır.
- Öyleyse Sokrates ölümlüdür.
Görüldüğü üzere burada
sonuç öncüllerin içerisinde saklıdır. Bu öncüllerin doğruluğundan kesin emin
olduğumuz takdirde, gerçekliğe sahip bir yargıya ulaşmış olduğumuzu rahatlıkla
söyleyebiliriz.
Tümevarım ise, tümdengelimin
tersi bir yol izler ve özelden genele doğru ilerler. Bu argümanlar, parçaların
özelliklerinden hareket ederek bütünün kendisi hakkında bir genel yargıya
ulaşmaya çalışırlar. Örneğin:
- Ayşe’nin sakalı yoktur.
- Fatma’nın sakalı yoktur.
- Tuğba’nın sakalı yoktur.
…
- Öyleyse kadınların sakalı
yoktur.
Parçadan bütüne giden
tümevarım yönteminde parçalardan tek bir tanesi bile belirtilen ortak özelliği
taşımazsa, genele ilişkin yargı (ve dolayısıyla argüman) çürütülmüş olur.
Nitekim yukarıdaki genellemeye istisna teşkil edecek şekilde tarihte sakallı
kadınlara da rastlandığı ve argümanın çürüdüğü bilinmektedir. Hiç rastlanmış
olmasaydı bile, ileride sakallı bir kadının var olup olmayacağı hiçbir zaman
bilinemeyecekti.
Dolayısıyla, her ne kadar
savunulan özelliğe örnek teşkil eden parçaların sayısı argümanın gücünü artırsa
da tümevarım argümanları istisnalar bulunduğu müddetçe çürütülmeye açıktırlar
ve doğaları gereği ikna edici sayıda parçadan hareket etmek zorundadırlar.
Yaşamımız boyunca çevremizden
aldığımız bilgilerin tamamı, duyu organlarımız vasıtasıyla edindiğimiz gözlem ve
deneylere dayanır. İnsanlar bilgilenme sürecinde parçadan genele doğru yargılar
oluşturmaktadırlar.
Tıpkı bunun gibi, doğa
hakkında deney ve gözlem yoluyla çıkarımlar yapıp geçerli yasalar elde etme
faaliyeti olan bilimin kendisi de, doğası gereği tümevarım yöntemini
kullanmaktadır.
Basit bir örnek verelim:
- Dünyada yerçekimi kuvveti
vardır.
- Ay’da yerçekimi kuvveti
vardır.
- Mars’ta yerçekimi kuvveti
vardır.
- Güneş’te yerçekimi
kuvveti vardır.
- Sirius takımyıldızında
yerçekimi kuvveti vardır.
…
- Öyleyse evrendeki tüm
cisimlerde yerçekimi kuvveti vardır.
Yukarıdaki bu bilimsel
argümanda (diğer tüm bilimsel argümanlarda olduğu gibi), öncüllerin tamamının doğruluğunu
kabul etsek bile sonucun doğruluğundan mutlak anlamda emin olabilmemiz mümkün
değildir. Çünkü yerçekiminin tüm evrende istisnasız olarak var olduğunu iddia
edebilmek için, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm cisimleri gözlemlemek gerekecektir.
Böyle bir şey ise pratikte imkân dışıdır.
Peki bu durumda ne yapmalıyız?
İnsanlık olarak elde ettiğimiz tüm çıkarımlardan ve bildiğimizi kabullendiğimiz
yasalardan şüphe ederek, tümevarım yöntemini güvenilir olmaktan çıkarmalı
mıyız? Veya “Mutlak doğru ancak tümdengelimden elde edilebilir!” diyerek bilimsel
yöntemin yol göstericiliğini arka plana mı atmalıyız?
Bu, üzerinde durulması
gereken bir konudur.