8 Nisan 2018 Pazar

Argümanlar ve Mutlak Bilginin İmkânı


Felsefede argüman, “Birtakım tezleri öncül kabul ederek, bu öncüllerden hareketle mantıksal sonuç çıkarma faaliyeti” olarak tanımlanabilir. Örneğin:

Öncül 1: Bir insanın suyun üzerinde yürümesi mümkün değildir.
Öncül 2: Sokrates bir insandır.
Sonuç: Öyleyse Sokrates’in suyun üzerinde yürümesi mümkün değildir.

Argümanda öncüllerin sayısı artırılabilir ve ara sonuçlar da kullanılabilir:

Öncül 1: Sadece erkeklerin sakalı çıkar.
Öncül 2: Sokrates’in sakalı çıkmıştır.
Ara Sonuç: Öyleyse Sokrates bir erkektir.

Öncül 3: Her erkek bir insandır.
Öncül 4: Hiçbir insanın suyun üzerinde yürümesi mümkün değildir.
Sonuç: Öyleyse Sokrates’in suyun üzerinde yürümesi mümkün değildir.

Verileri ve sonuçları zincirleme bir şekilde uzatabilmek mümkündür.

Geçerli bir argüman, sonucun öncüllerden zorunlu olarak çıktığı argüman türüdür. Öncüller ve sonuç arasındaki mantıksal ilişkiyi bu geçerlilik kavramı belirler.

Burada dikkat çekilmesi gereken konu, bir argümanın “geçerli” olmasının, o argümanın öncüllerinin mutlaka doğru olmasını gerektirmediğidir. Örneğin:

- Örümcekler sekiz bacaklıdır.
- Sokrates bir örümcektir.
- Öyleyse Sokrates sekiz bacaklıdır.

Bu argümanın sonucu her ne kadar saçma olsa da argüman geçerlidir. Çünkü argümanın öncülleri, argümanın sonucunu (Sokrates’in sekiz bacaklı olmasını) zorunlu kılmaktadır. Örümceklerin tamamının sekiz bacaklı olmadığı ve Sokrates’in bir insan olduğu gibi içeriğe yönelik itirazlar olabilir. Ancak bu itirazlar, argümanın geçerliliğine bir zarar vermez.

- Örümcekler iki bacaklı değildir.
- Sokrates iki bacaklıdır.
- Öyleyse Sokrates bir insandır.

Yukarıdaki argümanın öncülleri ise, bir öncekinin aksine doğrudur. Ama sonucun, öncüllerle mantıksal bir bağı yoktur. Çünkü Sokrates pekala iki bacaklı başka bir yaratık da olabilir. Dolayısıyla bu argüman geçerli değildir ve hiçbir şekilde mantıken savunulamaz.

Tümdengelim, “sonucun öncüllerin içerisinde gizli olduğu bir argüman türü” olarak tanımlandırılır. Tümdengelim argümanları genelden özele doğru ilerler ve yapıları gereği “geçerli argüman” kategorisindedir.

Örneğin aşağıdaki argümanı ele alalım ve her iki öncüldeki ortak nokta olan “insan” sözcüğünü öncüllerden eleyerek bir sadeleştirme yapalım:

- Tüm insanlar ölümlüdür.
Sokrates bir insandır.
- Öyleyse Sokrates ölümlüdür.

Görüldüğü üzere burada sonuç öncüllerin içerisinde saklıdır. Bu öncüllerin doğruluğundan kesin emin olduğumuz takdirde, gerçekliğe sahip bir yargıya ulaşmış olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Tümevarım ise, tümdengelimin tersi bir yol izler ve özelden genele doğru ilerler. Bu argümanlar, parçaların özelliklerinden hareket ederek bütünün kendisi hakkında bir genel yargıya ulaşmaya çalışırlar. Örneğin:

- Ayşe’nin sakalı yoktur.
- Fatma’nın sakalı yoktur.
- Tuğba’nın sakalı yoktur.
- Öyleyse kadınların sakalı yoktur.

Parçadan bütüne giden tümevarım yönteminde parçalardan tek bir tanesi bile belirtilen ortak özelliği taşımazsa, genele ilişkin yargı (ve dolayısıyla argüman) çürütülmüş olur. Nitekim yukarıdaki genellemeye istisna teşkil edecek şekilde tarihte sakallı kadınlara da rastlandığı ve argümanın çürüdüğü bilinmektedir. Hiç rastlanmış olmasaydı bile, ileride sakallı bir kadının var olup olmayacağı hiçbir zaman bilinemeyecekti.

Dolayısıyla, her ne kadar savunulan özelliğe örnek teşkil eden parçaların sayısı argümanın gücünü artırsa da tümevarım argümanları istisnalar bulunduğu müddetçe çürütülmeye açıktırlar ve doğaları gereği ikna edici sayıda parçadan hareket etmek zorundadırlar.
   
Yaşamımız boyunca çevremizden aldığımız bilgilerin tamamı, duyu organlarımız vasıtasıyla edindiğimiz gözlem ve deneylere dayanır. İnsanlar bilgilenme sürecinde parçadan genele doğru yargılar oluşturmaktadırlar.

Tıpkı bunun gibi, doğa hakkında deney ve gözlem yoluyla çıkarımlar yapıp geçerli yasalar elde etme faaliyeti olan bilimin kendisi de, doğası gereği tümevarım yöntemini kullanmaktadır.

Basit bir örnek verelim:

- Dünyada yerçekimi kuvveti vardır.
- Ay’da yerçekimi kuvveti vardır.
- Mars’ta yerçekimi kuvveti vardır.
- Güneş’te yerçekimi kuvveti vardır.
- Sirius takımyıldızında yerçekimi kuvveti vardır.
- Öyleyse evrendeki tüm cisimlerde yerçekimi kuvveti vardır.

Yukarıdaki bu bilimsel argümanda (diğer tüm bilimsel argümanlarda olduğu gibi), öncüllerin tamamının doğruluğunu kabul etsek bile sonucun doğruluğundan mutlak anlamda emin olabilmemiz mümkün değildir. Çünkü yerçekiminin tüm evrende istisnasız olarak var olduğunu iddia edebilmek için, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm cisimleri gözlemlemek gerekecektir. Böyle bir şey ise pratikte imkân dışıdır.

Peki bu durumda ne yapmalıyız? İnsanlık olarak elde ettiğimiz tüm çıkarımlardan ve bildiğimizi kabullendiğimiz yasalardan şüphe ederek, tümevarım yöntemini güvenilir olmaktan çıkarmalı mıyız? Veya “Mutlak doğru ancak tümdengelimden elde edilebilir!” diyerek bilimsel yöntemin yol göstericiliğini arka plana mı atmalıyız?


Bu, üzerinde durulması gereken bir konudur.