Fiziğin en
temel kanunlarından birisi olan Termodinamik’in İkinci Yasası (Entropi Yasası),
izole (dışarıdan bir müdahale almayan) sistemlerde entropinin (düzensizliğin)
her zaman artacağını söylemektedir. Diğer bir deyişle belli bölümleri iş
yapılabilir, yüksek yoğunlukta enerji kaynakları içeren kapalı bir sistem,
zamanla iş yapma yeteneği olmayan düşük yoğunluklu ve eşit dağılımlı bir enerji
sistemi haline dönüşecek ve sistemin bütünü bir ısı ölümü yaşayacaktır.
Bunu basite
indirgeyelim:
Sıcak bir yaz
günü ve eşiniz ocakta yemek pişirirken siz de sıcaktan bunalmış bir halde soğuk
su peşindesiniz. Elinizdeki pet şişeyi çarçabuk soğuması buzluğa koyuyorsunuz.
Bir süre sonra yemek pişiyor ve eşiniz soğuması için tencereyi ocaktan alıyor.
Siz de buzluktan çıkardığınız suyla susuzluğunuzu gideriyor, ardından pet
şişeyi tezgahın üzerine bırakıyorsunuz. Yemek yiyor, sonra televizyon izliyor
ve nihayet yatmak için saatler sonra kalkıyorsunuz. Mutfağa ışıkları kapatmaya
gittiğinizde yemek tenceresinin ve pet şişenin dışarıda kalmış olduğunu fark
ediyorsunuz. Ne tencere ilk anki kadar sıcak, ne de su bıraktığınız gibi soğuk.
Artık her ikisi de odayla aynı sıcaklığa gelmiş durumda.
Bu kaba örnekte
mutfağı kapalı bir sistem olarak varsayalım. Başlangıçta ısının (ve dolayısıyla
enerjinin) belli noktalarda yoğunlaştığı “düşük entropili” bir sistem
varken, zaman geçtikçe ısı tüm sistemin içine eşit olarak yayılmış, böylece yüksek
entropili bir ortam oluşmuştur. Başka bir ifadeyle, bir noktada toplanan düzenli
ısı molekülleri odanın her tarafına düzensiz olarak dağılmış durumdadır. Artık
dışarıdan bir müdahale olmadan (mesela dışarıdaki borulardan akan doğalgazın
enerjisini kullanarak ocağın tekrar yakılması) entropiyi azaltmak ve yoğun
enerji kaynakları oluşturmak mümkün değildir. Ocağı yakıp tencereyi tekrar
ısıtarak odadaki entropiyi düşürebiliriz, ancak bunun maliyeti doğalgazı
tüketmek ve dışarıdaki entropiyi artırmak olacaktır. Neticede her zaman için
bozulan düzen, kazanılan düzenden daha fazladır ve entropi sürekli olarak
artacaktır.
Varlık aleminde
bildiğimiz en büyük sistem, içinde yaşamakta olduğumuz evrendir. Ne kadar geniş
olursa olsun, bizim evrenimiz de izole (kapalı) bir sistemdir ve başka bir
sistemden enerji almamaktadır. Yani verdiğimiz örnekte mutfağı evrenimiz kabul
edersek, evrenimize ekstra enerji sağlayacak doğalgaz boruları veya başka bir
mekanizma söz konusu değildir. Bu nedenle evrenimiz de kaçınılmaz olarak yüksek
entropiye mahkumdur. Dolayısıyla evrende bulunan ısı kaynakları olan yüksek
yoğunluklu gaz ve toz bulutları, yıldızlar ve tüm sıcak cisimler kaçınılmaz
olarak (tıpkı kaynayan tencere gibi) bir süre sonra sıcaklıklarını tüm evrene
yayıp enerjilerini tüketecek, böylece bir termodinamik denge (ısı ölümü)
yaşanacaktır. Milyarlarca yıl sonra yaşanacak bu süreç eninde sonunda evrenimizin
sonunu getirecektir.
1850’li
yıllarda ortaya konan Entropi Yasası neticesinde evrenin sonunun geleceğinin
bilimsel olarak ispatlanması, felsefede derin etkiler bırakmıştır. Bertrand
Russel’ın şu sözlerine kulak verelim:
"Çağlarca sarf
edilmiş tüm emekler, tüm özveriler, tüm parlak fikirler, insanoğlunun tüm
parlak dehası, Güneş sisteminin ölümüyle yok olmaya mahkum ve insanoğlunun
başarılarının hepsinin evrenin yıkıntıları içine gömülmesi kaçınılmaz. Bütün bunlar,
tamamen tartışılmaz olmasa bile, o kadar kesin gözükmektedir ki, bunları inkar
eden hiç bir felsefe ayakta kalmayı ümit etmemelidir. Ancak bu gerçekler
çerçevesinde, ancak katı bir ümitsizliğin sarsılmaz temelleri üzerinde, ruhun
bundan sonraki yuvası emniyetle oluşturulabilir."
1948 yılında katıldığı
bir radyo programında “İşte evren karşımızda duruyor ve hepsi bu!” diyerek evrenin
ezelden beridir var olduğunu savunan ateist filozof Russell’in, evrenin sonunun
geleceğine dair yaşadığı hayal kırıklığını anlayabilmek mümkündür. Çünkü insan
her ne kadar bir yaratıcıya inanmasa da eserleriyle, birikimleriyle, fikirleriyle
ve geride bıraktıklarıyla ölümsüzleşme arzusu taşıyabilen bir canlıdır.
Ne var ki
burada gözden kaçan nokta, termodinamik dengeyle sonunun geleceği ispatlanan
evrenin sonsuzdan beri var olmasının da mümkün olmadığı ve Bertrand Russell’in çelişkiye
düşmüş olduğu gerçeğidir. Diğer bir deyişle zamanda sonu olan bir varlığın, benzer
şekilde zamanda başlangıcının olması mantıksal bir zorunluluktur.
Şöyle ki; eğer evren
termodinamik denge sonucu (milyarlarca yıl sonra gerçekleşecek olsa bile) bir
ölüm yaşayacaksa ve eğer sonsuzdan beri var olmaktaysa, o halde şimdiye kadar
çoktan bu ölümü yaşamalıydı. Zira sonsuz bir geçmişten söz etmekteyiz. Eğer şu
andan değil de, milyarlarca yıl önceden bahsetseydik bile bu durum değişmezdi
çünkü geçmişteki bir sonsuzluk zamanla sınırlı olamaz. Hangi anlık zamandan
bahsedersek bahsedelim, o ana gelinceye kadar tüm yıldızlar sönmüş, tüm ısı
evrene dağılmış ve evren soğuk, karanlık bir ölüm sessizliğine bürünmüş
olmalıdır. Bundan hiçbir şekilde kaçış mümkün değildir.
Dolayısıyla Entropi
Yasası bize evrenin sadece bir sonu olduğunu değil, bir başlangıcının da olması
gerektiğini dolaylı olarak ispat etmektedir ve bu da teist paradigmanın binlerce
yıllık bir iddiası olan “zamanda başlangıcı ve sonu belli olan bir evren
anlayışı”nı doğrulayan bilimsel bulguların bir başka örneğidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder