7 Eylül 2016 Çarşamba

Kozmik Başlangıç

Teist – ateist görüşün doğruluğu tartışmalarında son tahlilde gelinen nokta, evrenin başlangıcındaki “ilk” sorunudur. Bu sorununun çözüm alternatifleri, zorunlu olarak “ezeliyeti”:

a) Evrenin kendisine
b) Maddeye
c) Hem maddeye hem de bilinçli bir varlığa, yani Tanrı’ya
d) Sadece Tanrı’ya atfetmeyle sonuçlanır. 

Zira bu seçeneklerden en az birisine geçmişte sonsuzluk özelliğini vermemek, insanı mantıksal çelişkiye düşürür. 

Şimdi işi basitleştirmek amacıyla, bu sonuçlara nasıl ulaşıldığını, Q ve P şahısları arasında geçen hayali bir diyalog yöntemiyle vermeye çalışalım.     


Diyalog:


Q: Evrenin bir başlangıcı var mıdır, yani evren ortaya çıkmış mıdır?

P: Sanki bir başlangıcı yokmuş gibi duruyor. 

Q: O halde bu, evrenin bizzat kendisi ezelidir demektir. Eskiden bu görüşe sahip kimselere rastlamak mümkündü. Ancak günümüzde bunun savunulması durumda, aksini iddia eden Big Bang Kuramı, Fiziğin Termodinamik Yasası ve Entropi Kanunu gibi pek çok modern bilimsel teorinin hatalı olduğunun kanıtlanması gerekmektedir.

P: Pek akıllıca bir iş değil sanki. Öyleyse evrenin bir başlangıcı vardır ve evren ortaya çıkmıştır diyelim.

Q: Peki ortaya çıkan her şeyin bir sebebi var mıdır?

P: Aksini görmedim ancak ortaya çıkan her şeyin mutlaka bir sebebinin olması gerekmeyebilir.

Q: Ortaya çıkan bir şeyin sebebinin olmaması, o şeyin ezeli olduğu anlamına gelir. Çünkü neden-sonuç ilişkisinin sonsuza gitmeyip bir yerde kesilmesi, kesilen noktaya ezeliyet atfedilmesini mantıksal bir zorunluluk haline getirir. Dolayısıyla “Evren ezeli değildir ve ortaya çıkmıştır, ancak bunun bir sebebi olması gerekmez” önermesi bir çelişkidir. 

P: Evet, ikna oldum. Mantık bunu gerektirir. Öyleyse ortaya çıkan her şeyin bir sebebi vardır ve evren de ortaya çıkmıştır.

Q: O halde evrenin sebebi nedir?

P: Hiçliktir, neden olmasın ki? Evren bir hiçlikten, yokluktan kendiliğinden meydana gelmiştir.

Q: Peki hiçlik nasıl formülize edilir? Hiçlik dediğimiz şey, hiçbir şeye sahip olmadığı halde bir potansiyeli barındıran bir durum mudur, yoksa hiçbir şeyin hiçbir potansiyeli barındırmadığı bir durum mudur?

P: Hiçbir şeye sahip olmadığı halde bir potansiyeli içinde barındıran bir durum olabilir pekala? Evren de muhtemelen o potansiyelden ortaya çıkmıştır.

Q: Bir şeyin bir potansiyel taşıması, o şeyin hiçlik olduğu tezine terstir. Çünkü içinde potansiyel de olsa bir “şey” barındıran bir şeyin kendisinin bir “şey” olmaması düşünülemez. 

P: Bu da doğru. Öyleyse hiçlik, hiçbir şeyin hiçbir potansiyel barındırmadığı bir durumdur.

Q: Hiçlikten ancak hiçlik gelir. Bir potansiyele dahi sahip olamayan mutlak yokluk ancak yokluk çıkarır, çünkü kendisi varlık ortaya koyacak bir özellik taşımamaktadır. Daha doğrusu onun hiçbir özelliği yoktur çünkü kendisi var olmayan bir şeyin bir niteliğinden veya kapasitesinden bahsedebilmek mümkün değildir.  

P: Anladım. Öyleyse evrenin sebebi maddedir ve madde ezelidir.

Q: Peki maddedeki değişimin ve evrenin bugünkü haline gelmesinin kaynağı nedir? Değişimi maddenin kendisi mi yapmıştır yoksa madde dışında ona etki eden bir güç mü vardır?

P: Emin değilim. Belki de maddenin dışında bulunan ve ona etki eden bir kuvvet değişime neden olmuştur ve olmaktadır.

Q: O halde bu kuvvet bilinçli bir akıldan, yani Tanrı’dan başka bir şey olamaz ve bu aklın da maddeyle birlikte ezeli olması zorunlu hale gelir. Dolayısıyla bundan bilinçli akıl da, madde de ezelidir sonucuna varıyoruz. Maddeye oluşu, hareketi kazandıran da Tanrı’nın kendisidir. Tarih boyunca Aristoteles, Farabî, İbni Sîna ve İbni Rüşd gibi filozoflar bunu savunmuşlardır.

P: Peki maddenin dışında bulunan ve ona etki eden bir kuvvet yoktur dersek. Ya madde değişimi kendi içinde barındırmaktaysa?

Q: O halde ezeli olan şey, kendi içerisinde değişim potansiyelini barındıran maddenin sadece kendisidir. Materyalist felsefenin ana hareket noktası budur.   

P: Peki güncel bir savdan bahsedelim. Evrenin sebebi, “hiçbir şey” olduğu iddia edilen bir “kuantum vakumu” olabilir mi?

Q: Kuantum vakumu her türlü olayın potansiyeline sahip, parçacık üreten ve fizik kanunlarına bağlı bir enerji alanıdır. Felsefi anlamda hiçbir şeyin potansiyelinin olmadığı mutlak bir hiçlik değildir. Bu enerji çorbasının “Kuantum vakumu” diye teknik bir ismi bile vardır. Bu durumda karşımıza “kuantum vakumunun sebebi nedir?” diye bir soru çıkar.

P: Peki kuantum vakumunun da bir sebebi vardır dersek?

Q: O halde “evrenin sebebi nedir” sorusu bir üst kademeye taşınmış olur. “Kuantum vakumunun sebebinin sebebi nedir?” diye bir soru karşımıza çıkar ve bu üst kademeye taşıma işi sonsuza dek sürer gider. Ta ki bir noktada ezelilik atfedilmeden bu sorunun cevabı verilemez. 

P: Peki ya kuantum vakumunun bir sebebi yoktur denilirse?

Q: O halde bu, kuantum vakumu ezelidir demektir. Enerji de maddenin bir türü olduğuna göre, bunun zorunlu sonucu “madde ezelidir” tezinden farklı bir şey değildir.

P: Doğru. Peki evrenin sebebi, bilinçli bir aklın onu yoktan var etmesidir, yani Tanrı’nın kendisidir de diyebiliriz.

Q: Bu, klasik anlamdaki teizmin tezidir: Tek ezeli olan, Tanrı’nın bizzat kendisidir.

P: Peki Tanrı’nın sebebi nedir diye bir soru karşımıza çıkamaz mı?

Q: Tanrı’nın sebebinin ne olduğu sorusu, Tanrı’nın sebebinin sebebinin ne olduğu sorusuna yol açacağı için sonsuza dek giden bir zincir oluşturur. Dolayısıyla bu zincirdeki bir noktaya ezelilik atfetmek zorunlu hale gelir. Teizmin bu ezeliliği atfettiği nokta Tanrı’nın kendisidir zaten. Diğer bir deyişle Tanrı'nın kendisi ezeli olduğu için durak noktasıdır. Bu nedenle böyle bir soru mantık dışıdır.

P: Öyleyse son bir soru. Çoklu evrenler teorisini veya sürekli daralıp genişleyen bir evren olduğu hipotezini doğru kabul edersek, bu durumda meseleyi nereye koymamız gerekir? 

Q: Çoklu evrenler teorisi, çok sayıda evren yaratan bir mekanizmanın varlığını gerektirir ve “Bu mekanizmanın sebebi nedir?” sorusuyla mesele sadece bir kademe yukarı taşınmış olur. Öte yandan evrenin sürekli genişleyip daralması gibi bir döngü de olayı bir başlangıçtan kurtaramaz. Sonuç olarak bunların tartışma üzerine bir etkisi olmaz.
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder