24 Haziran 2016 Cuma

Atom Teorisi

İnsanlığın doğa ve evren hakkında gerçeklikleri keşfetmesi salt bilim veya gözlem yoluyla gerçekleşmez. Zira bilim ancak elde deney ve hesaplama yapabilecek bir teknoloji varsa bize kesin bir sonuç verebilmekteyken, gözlem de duyu organlarımız aracılığıyla bize bir bilgi sağlayabilmektedir. Oysa evren henüz duyu organlarımızla algılayabilme olanağı bulamadığımız ve teknolojimizin ölçümler yapmaya olanak tanımadığı birçok fenomenle doludur.  

İşte bu noktada çoğu zaman akıl yürütme devreye girer ve bazı fenomenler düşünce yoluyla bir teori haline getirebilir, hatta ispat edilebilir. 

Bunun çarpıcı bir örneği, antik Yunan felsefesinde ilk olarak Leukippos (M.Ö. 5. yüzyıl) ve Demoktritos (M.Ö. 460 – 370) tarafından savunulan ve maddenin gözle görülemeyecek kadar küçük ve bölünemez parçalardan oluşması gerektiğini ortaya koyan “Atom Teorisi”dir.
  
Eski çağ Yunan doğa filozofları arasında kabul edilen Leukippos ve onun atom teorisini daha kapsamlı ve sistematik bir hale getiren Demokritos’a göre bir madde, bölünmesi mümkün olmayan mikro parçacıklardan oluşmak zorundaydı.

Demokritos bu parçacığa “bölünemez” anlamına gelen “atomos” (ατομος) adını verdi. Evrende bulunan her şey bu atomların birleşmesinden meydana gelmekteydi ve doğada farklı maddeler bulunduğuna göre, bu maddeleri birbirinden ayıran etmen de onları oluşturan atomların çeşit ve kombinasyonlarındaki farklılıklar olmalıydı.

Böylece felsefe yoluyla antik çağlarda yapılan bir tespit, iki bin yıldan daha uzun bir süre sonra modern bilim tarafından doğrulanana değin gerçekliğe ışık tutmuş oldu. İnsanoğlu bunu sadece düşünce yoluyla ve sistematik bir akıl yürütmeyle gerçekleştirdi.  

Peki Leukippos ve Demokritos bu fikre nasıl varmışlardı? Aslında mantık son derece basitti. 

Eğer bir madde sonsuza dek bölünebiliyorsa, o maddenin sonsuz sayıda parçacıktan oluşması gerekirdi. Sonsuz sayıda parçacıktan oluşan bir maddenin büyüklüğü de sonsuz olmalıydı. Oysa madde sonsuz değildi, belli bir sınırı ve ağırlığı vardı. Demek ki maddenin bölünmesi esnasında öyle küçük bir parçaya gelinmeliydi ki, artık bu parçacığın bölünmesi mümkün olmamalıydı. İşte “atomos” bu parçacıktı.

İnsanın düşünce gücünü ve bir mantık silsilesi kurarak gerçekliğe ulaşabilme yetisini hafife almamak gerekir. Doğayı ve evreni bilimsel olarak çözümlemede bir sınır olmadığı (veya olsa bile o noktaya çok uzak olduğumuz gerçeği) göz önünde alınırsa, bilim insanlarının felsefeden yararlanması gereken halen çok şey olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder